Küresel enerji piyasalarında artan jeopolitik gerilimler petrol fiyatlarını yeniden kritik seviyelere taşıdı. Petrolün varil fiyatının 100 dolara yaklaşması ya da bu seviyede kalıcı olması durumunda en büyük etkilerden birinin Çin ekonomisinde hissedilebileceği değerlendiriliyor. Çünkü Çin dünyanın en büyük enerji tüketicilerinden biri olmasına rağmen petrol ihtiyacının büyük bölümünü ithalat yoluyla karşılıyor.
Ülkenin toplam ham petrol talebinin yaklaşık yüzde 75’i dış alımlarla sağlanıyor. Bu durum, enerji güvenliğini doğrudan küresel piyasalardaki gelişmelere bağımlı hale getiriyor. Üstelik petrol sevkiyatlarının büyük kısmı deniz yoluyla yapılıyor ve önemli bir bölümü Orta Doğu’daki üreticilerden geliyor.
Suudi Arabistan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar gibi Körfez ülkeleri Çin’in en büyük tedarikçileri arasında yer alıyor. İran’dan gelen petrol de bu denklemin önemli bir parçasını oluşturuyor. Son verilere göre İran petrolü Çin’in toplam ithalatının yaklaşık yüzde 12’sini temsil ediyor.
Enerji güvenliği açısından en kritik noktalardan biri ise Hürmüz Boğazı. Bu stratejik su yolu üzerinden geçen petrol sevkiyatları Çin’in toplam petrol tüketiminin üçte birinden fazlasına karşılık geliyor. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir kesinti, ülkenin enerji arzını ciddi şekilde zorlayabilir.
Benzer bir risk doğal gaz tarafında da görülüyor. Çin dünyanın en büyük LNG ithalatçısı konumunda bulunuyor ve sıvılaştırılmış doğal gazın önemli bir bölümü yine Hürmüz Boğazı’ndan geçen sevkiyatlarla ülkeye ulaşıyor.
Buna rağmen Çin ekonomisinin enerji şoklarına karşı tamamen savunmasız olmadığı belirtiliyor. Ülkenin sahip olduğu büyük stratejik petrol rezervleri önemli bir tampon görevi görüyor. Bu rezervlerin yaklaşık 1,2 milyar varil seviyesinde olduğu tahmin ediliyor.
Bu miktar yaklaşık 100 günün üzerinde petrol ithalatını karşılayabilecek büyüklüğe sahip. Böylece kısa vadeli arz şoklarında piyasaya müdahale edilebilmesi mümkün hale geliyor.
Çin ayrıca enerji tedarikinde çeşitlilik sağlayarak riskleri azaltmaya çalışıyor. Rusya başta olmak üzere Brezilya, Angola, Kanada ve Malezya gibi ülkeler alternatif tedarik kaynakları arasında bulunuyor.
Enerji politikasında dikkat çeken bir diğer unsur ise yenilenebilir enerji yatırımlarının hızla artması. Son yıllarda güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin hızla büyümesi, petrolün toplam enerji tüketimindeki payını kademeli olarak düşürmeye başladı.
Petrol fiyatlarının uzun süre 100 dolar civarında kalması durumunda Çin’de enflasyonun sınırlı da olsa yükselmesi bekleniyor. Tahminlere göre tüketici fiyatlarında yaklaşık 0,3 puanlık bir artış görülebilir.
Yüksek enerji maliyetleri üretim giderlerini artıracağı için ekonomik büyümenin de bir miktar yavaşlayabileceği öngörülüyor. Ancak enerji kaynaklarının çeşitlenmesi ve stratejik rezervlerin büyüklüğü sayesinde bu etkinin geçmiş krizlere göre daha sınırlı kalabileceği ifade ediliyor.

