S&P Türkiye’nin Kredi Notunu Sabit Tuttu Görünüm Durağan Olarak Korundu

S&P Türkiye’nin Kredi Notunu Sabit Tuttu Görünüm Durağan Olarak Korundu

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s tarafından yapılan son değerlendirmede Türkiye’nin uzun vadeli kredi notlarının “BB-/B” seviyesinde teyit edildiği ve not görünümünün “durağan” olarak korunduğu açıklanırken bu kararın mevcut ekonomik politikaların sürekliliğine yönelik bir güven göstergesi olarak değerlendirildiği açık şekilde görülmektedir.

Kuruluşun yayımladığı raporda Türkiye ekonomisinin küresel belirsizliklere ve enerji fiyatlarında yaşanan dalgalanmalara karşı direnç gösterebileceğine yönelik beklentiler öne çıkarken bu durumun son dönemde uygulanan para ve maliye politikalarının etkisini yansıttığı ve ekonomik dengelenme sürecinin devam ettiğine işaret ettiği ifade edilmektedir.

Bu değerlendirmede özellikle ekonomi yönetiminin sıkı para politikası duruşunu sürdürmesi ve ücret politikalarında kontrollü bir yaklaşım benimsemesi belirleyici unsurlar arasında yer alırken bu politikaların enflasyonla mücadele ve makroekonomik istikrar açısından kritik bir rol oynadığı vurgulanmaktadır.

Ayrıca döviz rezervlerinde son dönemde ciddi bir erime yaşanmamış olmasının kredi notunun korunmasında önemli bir faktör olduğu belirtilirken bu durumun dış finansman risklerinin sınırlı kaldığını ve ekonomik kırılganlıkların kontrol altında tutulmaya çalışıldığını gösterdiği ifade edilmektedir.

Raporda Orta Doğu’da devam eden jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatları üzerindeki etkileri detaylı şekilde ele alınırken bu gelişmelerin Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından önemli maliyet riskleri barındırdığı ve ekonomik görünüm üzerinde baskı oluşturabileceği değerlendirilmiştir.

Söz konusu değerlendirmede bölgedeki tansiyonun zamanla azalabileceği ve buna bağlı olarak enerji maliyetlerinin düşüş eğilimine girebileceği öngörülürken bu senaryonun gerçekleşmesi halinde Türkiye ekonomisinin üzerindeki maliyet baskısının kademeli olarak hafifleyebileceği ifade edilmektedir.

Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde Türkiye ekonomisinin enerji kaynaklı maliyet baskısını daha sınırlı şekilde hissedeceği ve cari denge ile enflasyon görünümünde iyileşme sağlanabileceği ve ekonomik istikrarın daha kalıcı hale gelebileceği değerlendirilmektedir.

Ancak enerji fiyatlarının beklenenden daha uzun süre yüksek seviyelerde kalması durumunun temel risk unsuru olmaya devam ettiği özellikle belirtilirken bu durumun ekonomik dengeler üzerinde baskı yaratabileceği ve politika alanını daraltabileceği ifade edilmektedir.

Bu tür bir gelişmenin Türkiye ekonomisi üzerinde maliyet baskısını artırabileceği ve makroekonomik dengeleri zorlayabileceği değerlendirilirken özellikle enflasyon ve cari açık üzerinde yukarı yönlü risklerin güçlenebileceği ve ekonomik kırılganlıkların artabileceği vurgulanmaktadır.

Kredi notunun gelecekte yükseltilebilmesi için belirli ekonomik kriterlerin sağlanması gerektiği raporda açık şekilde ifade edilirken bu kriterlerin başında makroekonomik istikrarın kalıcı hale getirilmesi ve finansal sistemde güvenin güçlendirilmesi yer almaktadır.

Özellikle döviz rezervlerinin yeniden güçlü bir toparlanma sürecine girmesi ve Türk lirasına olan güvenin kalıcı şekilde artması kritik unsurlar arasında gösterilirken bu gelişmelerin kredi notu üzerinde doğrudan ve belirleyici bir etki yaratabileceği ifade edilmektedir.

Enflasyonla mücadele kapsamında fiyat artış hızının tek haneli seviyelere düşürülmesinin kredi notu açısından önemli bir eşik olduğu vurgulanırken bu hedefe ulaşılmasının ekonomik istikrarın sağlanması ve yatırımcı güveninin artırılması açısından büyük önem taşıdığı belirtilmektedir.

Bu süreçte para ve maliye politikalarında kararlı ve tutarlı bir yaklaşımın sürdürülmesi gerektiği ifade edilirken politika yapıcıların koordineli hareket etmesinin ve öngörülebilirliğin artırılmasının piyasa güveni açısından kritik olduğu değerlendirilmektedir.

Kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye ekonomisinin mevcut politikalarla dengelenme sürecini sürdürebileceğini ancak dış risklerin yakından takip edilmesi gerektiğini belirtirken küresel gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkisinin önümüzdeki dönemde de belirleyici olacağını vurgulamaktadır.

Küresel enerji piyasalarındaki gelişmelerin ve jeopolitik risklerin ekonomik görünüm üzerinde etkili olmaya devam edeceği öngörülürken bu faktörlerin Türkiye ekonomisi açısından dikkatle izlenmesi ve politika tepkilerinin buna göre şekillendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Bu çerçevede yatırımcıların hem iç hem de dış gelişmeleri yakından izlemesi gerektiği ve piyasa beklentilerinin bu doğrultuda şekillendiği görülürken ekonomik politikaların sürdürülebilirliği ve güvenilirliğinin yatırım kararları açısından belirleyici olmaya devam edeceği anlaşılmaktadır.